Küreği köpeğin kafasına vurduklarında neredeyse tamamen sessizleşiyorlar. O taraftan tek duyulan kısa bir ciyaklama ve tok bir ezilme sesi. Erkeklerin yorgun solukları ya var ya yok.

Çocuksa ağlıyor, bağıra bağıra, beş altı adım ötede, kadınlarla beraber köprünün üstünde. Sussun diye sallıyorlar, yarasına tülbent sarıyorlar. Kar yağıyor.

Kimsenin aklına çocuğu başka yere baktırmak gelmiyor. Öldürüldüğünü görürse acısı diner, hırsı geçer mi diyorlar, unutuyorlar mı yoksa, yoksa yoksa başka bir şeyler mi? Çocuk ne bilsin, baktıkça bakıyor, o sırada büyükçe bir leğen getiriliyor bir yerlerden, köpek seğiriyor, alıyorlar köpeği leğene koyuyorlar, biri oracıkta çukur kazıyor, leğenin dibi bir parmak kan, ufacık beyin parçaları, tutuyorlar çukura gömüyorlar, olmuyor biraz daha derinleştiriyorlar, yine deniyorlar, bu defa yerine sığabiliyor, hızlıca üstünü örtüyorlar, düzlüyorlar.

Erkekler, eli kar eşelemekten buz kesmiş, aralarında, isteksiz:

-Yollara çığ inmiştir akşam vakti, yarın şehire götürmek gerek, itin kuduzu var.

Kadınlar, yürekleri daralmış, yazmalarına soğuk çökmüş,

-Allah vere de çocuğa bulaşmayıvere, diye diye yakınıyorlar.

Çocuk susmuş, belli etmiyor ama dinliyor, dinledikçe kuruyor, kurdukça korkuyor, ertesi gün şehire leğenle götürülmek gömülmek istemiyor, tekrar bir ağlama tutturuyor, kaldırılıp kucaklanıyor.

Gece başucunda bekleyen anası uyuyakaldığında bu çocuk pencereden kaçıyor. Şimdi dışarı çıktığınızda gördüğünüz topraktaki tümsekte bir itin mi yattığını, bir köpeğin mi, yoksa bir çocuğun mu, en azından merak edin. Sonra da kendinize dönüp düşünün, itin kuduzu yüzünden kaçınızın şehire leğenle gömülme isteği var?