4.

Oda tepeleme kitap kolisi doluydu. Yürümek için tek kişilik bir yol bırakılmış, bir de kapıdan görülmeyen, ileriden sağa dönüldüğünde üstünde klasörlerin, kağıtların, kalemlerin, bilgisayarın, masa lambasının, içinde ince purolardan tüten siyah küllüğün durduğu masayla gri, lekeli büro sandalyesine ayrılmış açıklık vardı.

Adamlar Yekten Manidar’ı girişte bırakıp gitti.

Masa lambasının puro dumanından geçen ışığı, iri, kıpırdamadan oturan biriyle ince, uzun, ayakta duran başka birinin gölgesini kolilere düşürüyordu.

İnce, köşeyi dönüp kendini gösterdi. O loşlukta kolları, bacakları kırıldı kırılacak çıtalardan, parmakları samanlardan, saçları güneşten kırılmış sarı otlardan, gözleri çukuruna kaçmış akreplerden, burnu esmerliğiyle yüzünün ortasında ölmüş sarı bir fındık faresinden ibaretmiş, giydiği üstüne büyük gelen bej takım elbise, aynı renk kravatı ve siyah gömleğiyle, paylaştığı ikizini evde bırakmış gibi duruyordu. Yekten Manidar’ın üstüne yürüyüp “Dur, hoş geldin, al kağıdı,” dediği sesi, öleli yıllar olmuş kişilerin, kıyılıp da bağışlanamamış, atılamamış elbiselerin sakinliğini taşıyordu.

Kağıtta yazı yoktu.

Adam kağıdı geri aldı, “Anladın mı?” dedi.

“Evet,” dedi. Anlamamıştı.


Bu yazı, Eksilti adlı kısa romanın bir bölümüdür.