çırpınarak perdenin kenarına vurduğunda, ucunda ne olduğu seçilemeyen siyah ve kıvrık gagası ve yine siyah, gözlere kıvrılmış boynu, kanatları, kuyruğu, bunların arasında kalan sisli beyaz gövdesi ve bütünüyle kendisi olduğu gibi merakla yağlı lekelerin arasında dikkat çekebilseydi, fark edilebilirdi.

Ve biri elinde silah, sırtında bol cepli bir avcı yeleğiyle içeri dalıp karganın geçtiği her yere ateş edebilirdi.

Sınıfın içinde olması gereken sıradan eşyanın yanında, her ders sonrası toplanması, bir kağıda yazılıp fakültenin kapısına asılması gerekenlere: Şapkalara, şallara, şemsiyelere, cüzdanlara, anahtarlara, telefonlara, mp3 çalarlara, kulaklıklara. Bunların dışında, haftaya kadar çalınmayacaklarından orada bırakılacaklara: Kitaplara, küpelere, silgilere, not kağıtlarına, defterlere. Elbette son olarak bana, ıskalanması şartıyla.

Mermisi bittiğinde vurduklarının hepsini ceplerine doldurabilirdi; ama o gün, her zamanki gibi bir görevli kimseye vakit bırakmadan işe girişti. Birazdan bitecek öykü de işte böyle uzadı.

Topladığı eşyayı kürsüye bırakıp gelen bu görevli tarafından, projektörün kablosunun çekilmediği, hatta düpedüz açık bırakıldığı, yere düşmeye başlamadan önce, yani kucaklandığı sırada yeniden yansıttığı leş kargasının görüntüsü