İskeleti dışında kendisine ait hiçbir şeyi kalmamış koltuğun döşemesi artık barut rengi kelebeklerin gelişigüzel serpildiği beyaz kumaştan, gergince sarılmış; kabarık süngerleri, püskülleri sökülmüş ve yerlerine bırakılan hayalet uzuvlar, aylarca biriken tozdan fazla kaşındırmakta.

Dikişleri açıldığından, kumaşı yırtıldığından beri arzuları, istekleri, ruhu kütlesine dönerek sıkışmış.

Depoya kaldırılan halıyı hatırlıyor:

için aynı anda farklı yerlerde devinebilecek bir ağırlığa sahip yerinden kıpırdatılamayacağı sanılabilir o bu sırada koluma yaslanıyor benden uzakta yok oluyor sokak lambalarının ışığına girip çıkarken kazandığı varlık yanmayan birkaçının ışığının başka bir yerde burada sanırım yanımdaki lambaderin ampulunde mekanik hareketlerle kaybolurken gözümün önünde netlik kazanıyor ve al yine bir sorunumuz kalmadı kafam en çok uyurken parlıyor berrak bir düşünce yerler ıslak odanın zeminindeki deliği kapattığında cüzdanımı altına bırakmak istiyorum köprünün üstünün diğer yerlere göre daha çok eseceğini umut etmiştim olanca kirinle kaskatı duruyorsun tünelde pek de hava yok üstünden yürüyüp geçebilsem düşmeyeceğimden eminim balıkların o kanalda yaşaması kanalın birkaç kilometre ilerisinde yüzen kaplumbağayı

Adamın odaya girdiğini, ancak üstüne oturduğunda çıkan çatırdamayla fark edebiliyor. Hiçbir şeye karışmıyor, hiçbir şeye karışmaz. Balonları bekliyor ya da bu sefer onların yerine ne geçecekse.

Koltuğun arkasında kömürleşmiş bir insan var. Cinsiyeti belirsizleşmiş, iki büklüm. Sesi duyunca kafasını kaldırıyor. Gözleri ve ağzı bomboş. Adam öksürerek sehpadaki dergiye uzandığında o da koltuğun arkasına uzanıyor. Bir an sonra koltuğun tepesine çıkıvermiş, elini adamın sırtına daldırıyor ve omuriliği kavrayıp söküveriyor.

Balonlar ya da yerine ne geçecekse. Durum iyiye gitmiyor.

Koltuğun sinirleri iyice bozuluyor.