8.

Durgunluğu dağıtmaya, sabırsızlığını dinginleştirmeye çalışan İnce’nin, kenarına oturduğu yolu döven parmaklarının -serçe parmağı, yüzük parmağı, orta parmak, işaret parmağı, durakladıktan sonra başparmak, başa dönüş- duyması imkansız sesinin duyum eşiği altında büründüğü varlığıyla belinden girerek omuriliğini titreştirmesi yüzünden, Yekten Manidar öylece oturmaktan huzursuzlanıyordu. Öte yandan, buradan başka gidebileceği bir yer aklına gelmiyordu.

Gitmesi gereken kesinlikle bir yer olmalıydı. İnce, takip etmek yerine önden gitse iyi olurdu.

Başka bir dünyada, biri gitmek istediğiniz yere en iyi ulaşım şeklinin, nereye gittiğini bilen birini izlemek olduğunu söylüyordu*, tam şu anda bir defa daha ve Manidar, bundan elbette habersiz, yine bir soru üzerine düşünüp benzer bir çözüm üretiyordu.

Eğer bir anda kaybolsaydı, İnce onu nereye gidip arardı?

Sonuçta, takip ederken bile nereye gittiğini bilen bir adam gibi duruyordu.

-Burada, gerektiğinde nereye saklanıyorsun, diye sordu Kıpırtısız’a.

İki hata. Çocuk cevap vermekte tereddüt etti. İlki, bunun yine soru olmasıydı. İkincisi, burası bir altgeçitti, dünyanın en güvenli yeri, saklanmaya ihtiyacı asla olmazdı. Demek istediğini anlamıştı yine de. Hem elinin altındaki bu güçten böbürlenirdi.

-Sapaksız labirente girebilecek bir geçite sahibim.


*Bilmeyenler için, o dünya Ruhun Uzun Karanlık Çay Saati isminde, Douglas Adams diye inanılmaz bir yazarın romanıdır. Kitap isminin çevirisi, romanı Türkçede yayımlayan ve benim okuduğum Sarmal Yayınevi’nin.

Bu yazı, Eksilti adlı kısa romanın bir bölümüdür.