7.

Dünyayı ele geçirirken her şeyi kaybeden Kıpırtısız, kat kat giydiği, birinin yırtığını diğerinin kapadığı rengarenk tişörtlerin arasından çıkardığı streç film kaplı, fiyat etiketi üstünde duran sandviçlerden birini ona verdi, diğerini kendine ayırdı.

Sandviçin paketini açarken bile hareket etmiyor gibi gözüküyordu. Öyle ağır…

-Karşındakini anlamıyorsan, anlamadığını söylemelisin. Pek çok insan, anladığı hâlde anlamadığını söylüyor. Bazıları gerçekten anlamadığını sanıyor.

Kaç yaşında olursa olsun, bir çocuğun onunla böyle konuşması sinirine dokundu:

-Anladım dedim ya, dedi, niye uzatıyorsun?

Gerekenden fazla soruyla konuşuyorlardı, cevaplara ihtiyaçları yoktu oysa. Ellerine geçen, geçmesini istedikleri anlamlara bağlı değildi, sürüklenmenin, taşınmanın, dürtülmenin onları hedeflerine doğrudan, telaşsız götüreceklerine inanıyorlardı ve içlerinde bulundukları durum, haklı gösteriyordu onları.

Bu yüzden çocuk cevap vermeyince Yekten Manidar sevindi. Karnı da doyuyordu.

Gidecek bir yer bulmalıydı. İnce’nin kafasının bazı kısımlarını, altgeçidin bir o tarafından bir bu tarafından görmeye başlamıştı. Sabırsızlanıyor olmalıydı.

-Gelsene benimle, dedi Manidar.

Soru sorsaydı, Kıpırtısız gelmeyecekti. Soru sormamıştı, sesin bir süre duyulacağı yoktu, canı sıkılıyordu.

-Gelirim, dedi.


Bu yazı, Eksilti adlı kısa romanın bir bölümüdür.